Nietzsche
ve Şiir / Felsefe ve Sanat

Birisi ben, öbürü de yazılarım..., anlaşılıp anlaşılmamaları sorusuna değineyim. Bu işi, konunun elverdiği ölçüde, üstünkörü yapıyorum. Çünkü zamanı gelmedi daha bu sorunun. Benim zamanım da gelmedi daha; kimi insan öldükten sonra doğar.- Günün birinde, insanların benim anladığım gibi yaşayacakları, öğretecekleri öğretim kurumları gerekecek.

Ama daha şimdiden, getirdiğim doğruları duyacak kulaklar, alacak eller beklemem, kendi kendimle hepten çelişmek olurdu: Bugün beni duymamalarını, verdiklerimi almak istememelerini anlaşılır bulduğum gibi, ayrıca işin doğrusu da bu sanıyorum. Beni başkalarıyla karıştırmalarını istemem...”

Tüm yapıtlarını değerlendirdiği Ecce Homo kitabında böyle diyordu Nietzsche. Yaşadığı dönemde anlaşılamayacağının farkındaydı ama gelecekte olacak olanların da... Ölümünün üzerinden yüz yılı aşkın bir zaman geçti; bu yüzyıl boyunca felsefe, teoloji ve psikoloji alanlarındaki düşünce üretimi, Nietzsche olmaksızın anlaşılamayacak kadar ondan etkilendi.

1844’te Prusya sınırları içindeki Röcken’de doğan Nietzsche’nin ailesi, yoğun bir Luther etkisi altındaydı - büyükbabası, dedesi ve babası profesyonel din adamlarıydı. Bonn Üniversitesi’nde bir yıl gördüğü teoloji eğitiminin ardından Nietzsche Leipzig’de filoloji okudu, hocası Ritschl’ın çıkardığı Rheinisches Museum dergisinde yazısı yayımlanan ilk ve tek öğrenci oldu. Schopenhauer felsefesiyle, Wagner’in kendisiyle tanıştı, ikisinden de çok etkilendi. Konusunda o kadar iyiydi ki henüz 25 yaşında iken Basel Üniversite’sinde klasik filoloji profesörlüğü kadrosu boşalınca, doktora tezini bile bitirmemiş olmasına rağmen bu kadroya profesör olarak seçildi.

Nietzsche 1870 yılında Fransa-Prusya savaşına katıldı, yaralanarak ciddi şekilde hastalandı ve aynı yıl okula döndü. Yaşamının sonuna dek kurtulamayacak olduğu hastalığı Basel’de de ona rahat vermedi ve 1879’da üniversitedeki derslerine son verdi. Sonraki on yıl boyunca İsviçre, Fransız Riviera’sı ve İtalya’da çeşitli pansiyonlarda yaşayan, ağır sağlık sorunları çeken, dayanılmaz acılar içinde kıvranan, yarı kör Nietzsche, yine de en önemli yapıtlarını yazmayı başardı. Böyle Buyurdu Zerdüşt (Also Sprach Zarathustra), İşte İnsan(Ecce Homo) ve Deccal (Der Antichrist), Dionysos-Dilthyrambos, Wagner Olayı bu dönemin ürünleri arasındadır.

Nietzsche felsefesinin ana çizgisi kendi çağına toptan bir karşı çıkıştır denilebilir, çağındaki akılcılığa, felsefe dizgelerine, tarih akımlarına, çağında egemen olan tarih anlayışına ve bütün değerlere bir karşı çıkış.

Geleneksel felsefe, din ve bilimin insanı uyutmaya ve evrensel bir gerçeklik kurgusu içinde yaşamaya zorlayan öğeler olduğunu gören Nietzsche bu hayatın insanı deneyimden uzak tuttuğunu vurgular. Bu geleneksel dünya görüşünü içinden yıkmaya çalışan düşünür bunu yapının altındaki en temel taşı çekerek yapmaya çalışmıştır: Batı düşüncesini belirleyen tanrı; saf akıl, ide. Aslında söz konusu temel taşı koyan insanın ta kendisiydi. Ne var ki, taş üstüne taş (kavram üstüne kavram) koyduktan sonra insan yapının karşısına geçtiğinde, bunu yapanın kim olduğunu unutmuş gibidir. Nietzsche’nin bütün istediği insanın kendi özdeğerlerinin yeniden yaratımcısı olarak özgürleşmesiydi...

Felsefe, hakikat arama işi değildi yaşam sorunlarını çözme işiydi; bu da, çeşitli açılardan çok çeşitli biçimlerde yapılabilirdi. Nietzsche’nin en önemli öğretilerinden biri, “Gerçek dünya, kendiliğinde dünya yoktur ve dinler, bilim, sanat, felsefe hepsi yalnızca değer biçmedir, yorumdur, perspektiftir.”dediği anda, Nietzsche’nin bütün felsefesi, yeni dünya tasarımları için bir “uzay” olur. Bu yüzden herkes içine girebilir, herkes bir şey alabilir.

Nietzsche, spekülatif düşünceyi yadsıyarak düşünce ile yaşam arasında dolaysız bir ilişki kurma çağrısı yapmaktaydı. Ancak, gerçekten çok özgün olan, onu modern dönemin düşüncesi içinde yeni bir dönem başlatan düşünür haline getiren şey doğalcılığı değil, estetizmidir.

Nietzsche’nin estetiği cazip bulmasındaki en önemli unsur yaratıcılık kavramıdır. Sürekli sanatçıyı yüceltir. Güç ve mutlulukla dolup taşan sanatçı gerçekliği dönüşüme uğratır. Nietzsche’nin sanat anlayışının bu yönü önemlidir, çünkü o bunu kendi faaliyetine uygular ve “olgun” döneminde kendini sadece bir sanat gözlemcisi olarak değil, bir “sanatçı-felsefeci” olarak görür.

Burada Romantiklerin şiirle felsefenin yeniden birleşmesi temasını görürüz; bu da felsefenin şiirin tahakkümü altında yeniden birleşmesi, felsefenin “uçsuz bucaksız şiir okyanusu”na dönüşü anlamına gelir. Bu yeniden birleşme teması Şen Bilim’de Nietzsche’nin kendisi tarafından açıkça dile getirilir. Nietzsche bu yapıtta “sanatsal enerjiler ve pratik hayat bilgeliği”nin “bilimsel düşünce”yle bir araya geleceğini ve hepsinin birleşerek günümüz bilim, tıp, hukuk ve sanatını fersah fersah aşacak organik bir birlik oluşturacağını tahayyül eder.

Böyle Buyurdu Zerdüşt yapıtında felsefe sanata dönüşür ve Nietzsche de sanatçı-filozof rolünü oynamaktadır. Zerdüşt felsefi ya da tarihsel savlarla o kadar az, ama öte yandan “şiirsel” imge ve metaforlarla o kadar ilgilidir ki onu kendine has bir sanat yapıtı olarak okumamak imkansızdır.

Nietzsche Ecce Homo yapıtında kendi deyiş sanatını şöyle açıklar; “Bir durumu, bir duygusal gerilimi imlerle, bu imlerin tempo’suyla başkalarına bildirmek, -budur deyişin anlamı. İç durumlarımın o olağanüstü çeşitliliği karşısında, bende bir sürü deyiş olanağı, şimdiye dek bir kişinin eli altında bulunmuş en çeşitli deyiş sanatı vardır.”

Nietzsche’yi anlayabilmek için onun yaşam öyküsünü daha iyi bilmemiz gerekir, çünkü o bir iç sorundan, bir yaradan kalkarak felsefe yapanlardan biri. Nietzsche şiirleri de onun yaşamından ayrılmaz niteliktedir ve her şeyden önce onların biyografik değerleri vardır.

Bir “yaşam felsefesi” sunarken kendi yaşamından yola çıkan Nietzsche’nin bireyselci tutumunu şiirlerinde de açıkça gözlemleriz. Kendini keşfetme, sorgulama niteliğindedirler ve yaptıklarını, fikirlerini, duygularını araştıran, son derece farklı dize kreasyonlarıdırlar. Nietzsche’de çok şey ustaca yutulmuştur, veya çelişkilidir yada farklı biçimlerde yorumlanabilir- bazen kışkırtıcı, bazen yerici, bazen taklitçidir.

Dionysos Dithyrambosları*, filozof Nietzsche'nin en önemli şiir toplamıdır.

Kendinden geçmenin ve sanatın tanrısı Dionysos'un şarkılarına gönderide bulunan toplam, şair-filozof'un en yoğun yaşantıları ile en hafif alaylarını, düşünülmüş coşkunluklar biçiminde bir arayaya getirir.

İdeale
Kimi sevmiştim ben senin kadar sevgili gölgem!
Çekmiştim seni kendime, içime- o zamandan beri
Olmuştum ben nerdeyse gölge, sen vücud.
Ancak, gözüm söz dinlemez,
Alışıktır, şeyleri kendi dışında görmeye:
O göz için sen sonsuza dek “benim dışım” kalacaksın.
Ah, bu göz çıkarıyor beni çileden!

Kötümsere ilaç
Yakınıyor musun, hiçbir şey tat vermiyor diye?
Hala mı, dostum, o eski kaprisler?
Duyuyorum hep kötülemeni, yaygaranı, tükürmeni-
O zaman sabrım tükeniyor, yüreğim sıkılıyor.
Dinle beni, dostum! Özgürce ver kararını,
Yutmaya çabucak ve gözün kapalı
İri bir kurbağayı!-
Bu giderir hazımsızlığını!

* Dithyrambos; Dionysos’u öven dinsel yır; bu tür övücü, coşkun şiir.

Yaşam Kuralları
Hayatı severek yaşamak için
Onun üzerinde olmalısın!
Bunun için öğren başkaldırmayı!
Bunun için öğren-aşağı bakmayı!

Ayakla Yazmak
Ben yalnız elle yazmıyorum:
Ayak da Yazar olmak istiyor beraber.
Diri, özgür ve cesur, yürüyor benimle
Bazen kırlarda, bazen kağıtta

Derya EKİM

Kaynakça;
Akarsu Bedia, Çağdaş Felsefe, Milli Eğitim Basımevi, İst., 1979
Batur Enis, “Tehlikeli Bir Adam” Nietzsche Üzerine Söyleşiler, Nietzsche: Kayıp Bir Kıta, Cogito, Sayı:25, YKY, İst., 2001
Daldeniz Elif, “Zerdüşt: Tiksinti Duymayan İnsan”, Nietzsche: Kayıp Bir Kıta, Cogito, Sayı:25, YKY, İst., 2001
Friedrich Nietzsche, Nietzche Bütün Şiirleri, (çev: Nihat Tezeren), Gendaş Kültür, İst., 2004
Friedrich Nietzsche, Ecce Homo, (çev: Can Alkor), İthaki Yayınları, İst., 2003
Megill Allan, Aşırılığın Peygamberleri, (çev: Tuncay Birkan), Bilim ve Sanat, Ank., 1998