BİR HETEROTOPYA MEKÂNI VE İKİ ŞİİRİ: KIŞLA

I. BİR HETEROTOPYA MEKÂNI

Bireyin düşünce ve davranışlarını konumlandırdığı izleğin a priori ya da a posteriori olma durumu sürekli tartışılagelen temel düşünce sorunlarındandır. Öznenin sahip olduğu benliği çeşitli mekanlarda farklı farklı dışa vurması esasında özne ile mekân arasındaki sarmal ilişkiye dikkati çekmektedir. Bu ilişki çerçevesinde özne, zaman bağlamında mekânı anlamlandırmakla birlikte mekân da temsil ettiği erk bağlamında kendi iktidarını ortaya koymaktadır. Michel Foucault’nun heterotopya kavramı aslında tam da bu noktada kendini şekillendirmektedir. Heterotopya kavramı genel olarak öznenin kimi mekânlarda etrafındaki nesnelerden ve yaşadığı ‘an’dan alışageldiği anlamı çıkartamaması ve bu bağlamda kendisini rahatsız edici bir durum içerisinde hissetmesi olarak açıklanabilir. Foucault’ya göre huzurevleri, psikiyatri hastaneleri, hapishaneler ve kışla gibi mekânlar heterotopya örnekleridir. Heterotopyalar sahip oldukları maddesel özellik doğrultusunda belirli bir mekânı tanımlamakla birlikte kurgu niteliğindeki ütopyalarda ayrışmaktadır.

Sahip olduğu temsili özellikler bağlamında bir heterotopya mekânı olarak değerlendirilebilecek kışla, temelde özne – iktidar ilişkisi ve kendisine özgü hiyerarşik yapısı ile ayrışmaktadır. Foucault’nun; “Heterotopyalar sözü kurutur, sözcükleri yollarından alıkoyar, gramer olanaklarıyla daha kaynağında mücadele eder ve mitlerimizi eritir”1 tanımı kışla bağlamında ele alındığında belki de tam olarak mekânın temsil ettiği iktidarı ve özne üzerindeki gücü imlemektedir.

II. PANOPTİKON

Panoptikon, heterotopyaların mekânsal özelliklerinin tanımlanmasında yardımcı bir kavramdır. İlk olarak Jeremy Bentham tarafından 19.yy’ın başlarında ortaya konulan panoptikon temelinde ‘gözetleyebilme ama görülmeme’ prensibi doğrultusunda tasarlanmış bir mekân önerisidir.

Çeşitli mekânsal açılımları bulunan panoptikon kavramı, iktidar ile kendisini temsil ettiği mekân arasındaki ilişkiyi açıklamaktadır. Panoptikon bir bakıma ideal biçime getirilmiş olan iktidar mekanizmasının diyagramıdır. Bu diyagram her tür engelden veya dirençten arınmış olan bir mimari ve optik sistem sunmaktadır. İktidarın özneyi görsel yolla kontrol altında tutmasını öngören panoptikon kavramı kışlada ‘üst’ün ast’a görsel yolla iktidarını ‘hatırlatması’ olarak açımlanabilir. Mutlak bir hiyerarşik sisteme göre yapılandırılan kışladaki ast – üst özne ilişkileri, kendi içerisinde de sınıflandırılacak çeşitli iktidarlar yaratır. Bu iktidar ilişkileri Foucault’ya göre otorite ve öznenin konumlarını belirleyen ‘normalleştirici disiplin’i betimlemektedir.

II. BEN BU KADAR DEĞİLİM

Kışla, mekansal bazda sahip olduğu nitelikler bir yana konulduğunda ve öznenin ona yüklediği anlam açısından değerlendirildiğinde çok açılımlı bir metafor halini almaktadır. Kışla metaforu bir çok şair tarafından fiziki mekânının dışında ‘temsil’ niteliğinde ele alınmıştır.

Edip Cansever 1959 tarihli ‘Petrol’ kitabında yayınlanan ‘Ben Bu Kadar Değilim’2 şiirinde birinci tekil şahıs olarak öznenin kışladaki ruhsal analizini ve ‘içeri’den ‘dışarı’dakilerin nasıl gözlemlendiğini aktarır:

Ben bu kadar değilim
Kışlada ölü bir zaman
Bir güzel at durdukça gider
Gittikçe döner bir güzel at durdukça
Askerim, benim ağzım kuşlardan.

Güneşi sormuyorum lekelenmiş dallardan
Dalları sormuyorum dallardan daha iyi
Yüzümü istiyorum bir süvari alayından
Ne yapsam istiyorum, ama istiyorum
Bir kişi bile değilim yalnızlıktan.

Bir kişi bile değilim yalnızlıktan
Gözlerim ormanlara asılı
Ağaçlar, kırlar ve şehirler geçiyor kaputumdan
O kadar geçiyorlar ki, sadece duruyorum
Bir an bir yerde ölümü tanımazlığımdan.

Ben bu kadar değilim
Kışlada ölü bir zaman.

İlk iki mısra şiirin sonunda da tekrar edildiğinden şair bilinçli olarak ‘yer’e ve ‘zaman’a göndermede bulunur. Yer; bir kışladır. Tüm düşünceler belirtilen yer doğrultusunda anlam kazanır. Fenomenolojik bağlamda değerlendirildiğinde özne bulunduğu yer ile mutlak ilişki içerisindedir. ‘Yer’den çıkartılan anlamlar da zaman doğrultusunda değişkenlik gösterir. Cansever, ilk kıtada şiirdeki mekân ve zaman hakkında kesin bilgiler vermektedir. Yer bir kışladır; zaman öznenin asker olduğu dönemdir. Şiirin ilk mısrası; ‘Ben bu kadar değilim’, iktidara karşı bir selzenişi işaret eder. Herhangi bir zamanki durumundan farklı bir halde bulunan özne, bulunduğu mekân ve zaman bağlamında kendisini ‘eksik’ hissetmektedir. Bu durum aslında tam olarak Foucault’nun heterotopya kavramını betimlemektedir. Heterotopyalar her zaman bir açılma ve kapanma sistemi gerektirirler; bu sistem onları hem tecrit eder hem de nüfuz edebilir kılar. Bu tür mekânlardan olan kışlalarda ya da hapishanelerde ya zorla kalınır ya da bu mekânların kurallarına ve arınmalarına boyun eğmek gerekir.3

Şiirin ikinci kıtasında Cansever şiirdeki öznenin bulunduğu yer ve zaman doğrultusunda yalnız olduğunu vurgular ve ilk mısra olan “Ben bu kadar değilim”e koşut bir söylem olarak kendisini ‘bütün’ bir kişi olarak dahi görmediğini “Bir kişi bile değilim yalnızlıktan” mısrasında açığa vurur. Bir önceki mısrada selzenişte bulunulan ‘iktidar’ süvari alayı olarak tariflenir. Şiirin bu bölümüne kadar öznenin içinde duyduğu eksiklik hissini tarifleyen Cansever üçüncü kıtada öznenin bir bakıma içinde bulunduğu durumu kabullendiğini belirtir. Özne yalnızdır; gözleri ormanlara asılıdır ve sadece ‘durur’. Hareketleri büyük ölçüde kısıtlanan, belki de tamamen ‘duran’ özne, bir nevi ‘öteki mekân’da bulunmaktadır. Foucault’nun heterotopya olarak adlandırdığı mekanlar da aslında bir anlamıyla ‘ötekiliği’ içerdikleri için öteki mekanlardır.4 Şiirin son kıtası aynı zamanda ilk iki mısrasıdır. Bu başa dönüş şiirdeki öznenin yaşadığı ruhsal çıkmazı da en iyi şekilde betimlemektedir.

III. KIŞLANIN DIŞINDA

Michel Foucault, The Order of Things5 isimli yazısında heterotopya mekânlarının öznenin tümcelerindeki şiirselliği kısırlaştırdığını aktarır. Özne bulunduğu mekân bağlamında sürekli bir iç – dış ilişkisi çerçevesinde konumlanır. Bulunulan mekân ‘iç’ ise bu duruma koşut olarak ‘dış’ anlamlandırılır. Mekânsal konularda ‘benliğin inşası’ sorunu önem kazanmaktadır. Özne farklı mekânlarda kendisini dış etmenler doğrultusunda farklı bir şekilde kurgulamaktadır. Fransız şair Jacques Prevert’nin ‘Kışlanın Dışında’ şiiri, temelde özne – iktidar – mekân sarmalında benliğin ‘içerideki’ ve ‘dışarıdaki’ halini konumlandırır:

Kalpağımı kafese
Kuşu kafama koydum dışarı çıktım
Ne o dedi komutan sokakta
Selam vermek yok mu artık?
Hayır, dedi kuş;
Selam vermek yok artık.
Bağışlayın, dedi komutan:
Ben var sanıyordum da.
Aldırmayın canım, dedi kuş,
Her insan yanılabilir.

(Çeviren: Teoman AKTÜREL)

Şiirin ilk mısrasında Prevert net bir şekilde ‘iç’in ve ‘dış’ın mekânsal ayrımını ortaya koymaktadır. Askerlik süreci olarak betimlenen kalpak, kafese benzetilen kışlada bırakılmış ve şiirdeki özne ‘dışarıya’ çıkmıştır. Cansever’in şiirindeki kuş metaforuna benzer bir şekilde (… Askerim, benim ağzım kuşlardan) Prevert de aynı metaforu bu kez özgürlük anlamında kullanmıştır.

Şiir ikinci mısradan sonra diyalog halini almaya başlamıştır. Kışladan dışarıya çıkan özne kendisini kuş ile özdeşleştirmiş ve artık onun ağzından konuşmaya başlamıştır. Kışla sınırları dahilinde iktidar konumunda bulunan komutan ile karşılaşan özne, bulunulan yeni mekan bağlamında ‘içeride’ bulunduğu zamanki davranış şeklinden farklı bir şekilde davranmaktadır.

Şiirin sonunu hicivli bir dille tamamlayan Prevert, şiirdeki özneleri yeni mekânlarında farklı karakterlerde kurgulamaktadır.

IV. SONUÇ YERİNE

Heterotopyalar her şeyden önce birer mekan olmakla beraber, çoğunlukla zaman dilimleri ile ilişkilidirler.6 Huzurevleri, psikiyatri hastaneleri, müzeler, hapishaneler ve elbette kışlalar mekanın zaman bağlamında özne üzerindeki etkilerinin son derece kuvvetli hissedildiği birer heterotopyadırlar. Gerek Cansever, gerekse Prevert şiirlerinde benzer bir anlayışta mekânın benliğin inşasındaki rolünü estetik bir dille ortaya koymuşladır.

Ozan ÖZTEPE

KAYNAKLAR
1. NALÇAOĞLU, H., 2002. Heterotopya, Koloni ve Öteki Mekânlar: Michel Foucault’nun Kısa Bir Metni Üzerine Düşünceler, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Sayı:19, Ankara, s:126
2. CANSEVER, E., 1997. Yerçekimli Karanfil – Toplu Şiirler, Adam Yayınları, İstanbul, s:90
3. NARLI, M., 2007. Şiir ve Mekân, Hece Yayınları, Ankara, s:258
4. A.g.e., s:257
5. NALÇAOĞLU, H., 2002. Heterotopya, Koloni ve Öteki Mekânlar: Michel Foucault’nun Kısa Bir Metni Üzerine Düşünceler, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Sayı:19, Ankara, s:127
6. A.g.e., s:131