ZAMANA KARŞI BARİKAT; ARİF DAMAR
Çağdaş Türk Şiiri, Cumhuriyet’in ilanı ve 1928 harf devrimi aşamalarının ardından 1929’da Nâzım Hikmet’in ‘835 Satır’ isimli eseri ile kuvvetli bir ivme kazanmıştır. Cumhuriyetin ilanına müteakip toplumun yeniden yapılandırılması faaliyetlerine koşut olarak ortaya çıkan çeşitli siyasi düşüncelere ve sosyolojik değişimlere istinaden kısa bir zaman içerisinde Türk Şiiri’nde günümüze dek uzanan iki ayrı düşünce akımı belirginleşmiştir; toplum için sanat savını savunan toplumcu görüş ile batı menşeeli, bireysel yargıları öne çıkartan Garip – II. Yeni şiir düşüncesi. Şiirimizdeki ‘bağımsız’ isimleri gözardı etmeksizin, Çağdaş Türk Şiiri’nin yaklaşık 80 yıllık tarihine damgasını vuran bu iki ana düşünce sistemine tamamen tanıklık edebilen nadir şairlerden birisi de yaşamının her döneminde üretkenliğini devam ettirmiş olan Arif Damar’dır.
1925 Gelibolu / Karainbeyli Köyü doğumlu olan Damar’ın ilk şiiri (Edirne’de Akşam) 1940 yılında Yeni İnsanlık Dergisi’nde yayınlanmıştır. 1943 yılında İnsan Dergisi’nde yayınlanan ‘Gecenin İçinde’ isimli şiiri ile ‘şair’ olduğuna inandığını belirten Damar, o yıllarda başta Nâzım Hikmet olmak kaydıyla ‘okul dışı’ olarak nitelendirdiği Yahya Kemal Beyatlı, Sabahattin Kudret Aksal, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dranas, Ahmet Haşim, Necip Fazıl Kısakürek, Asaf Halet Çelebi ve Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi isimleri takip etmiştir.1 Tekrar başladı yağmur / bu hayatımda en müthiş gecedir; / karşıki apartmandan / anama küfreder gibi / Müteahhit Nuri Bey’in kahkahası gelmededir. (GECENİN İÇİNDE, 1943). O zamanlar oldukça genç denebilecek bir yaşta edebiyat dünyasına dahil olan Damar, şiirlerini yayınladığı Yeni Edebiyat, Yeni Ses, İnsan, Sokak, Küllük gibi dergiler bağlamında kendisine toplumcu şairler arasında yer edinmiştir.2
1940’lı yıllar Çağdaş Türk Şiiri’nin iki ayrı tutumu olan Garip şiiri ve Toplumcu şiirin şekillendiği yıllardır. Nâzım Hikmet etkisinde bulunan ve özellikle II. Dünya Savaşı’nın politik ve sosyal etkilerinin tetiklediği toplumcu kuşak başlıca Niyazi Akıncıoğlu, Ömer Faruk Toprak, Enver Gökçe, Attila İlhan, Ahmed Arif, Arif Damar, Şükran Kurdakul, Suat Taşer, A. Kadir, Hasan İzzettin Dinamo, Rıfat Ilgaz gibi isimlerden oluşmaktaydı. Behçet Necatigil’in ‘Dar Çağlar’ olarak adlandırdığı bu dönemde mevcut olan toplumsal sıkıntılar ve bunaltılar, doğal olarak şiire de yansımıştır. Şiiri, bir savaşım ürünü olarak değerlendiren 1940 Toplumcu Kuşağı sonraki zamanlarda ‘Direnme Kuşağı’ olarak da nitelendirilmiştir. Şiirde öz ve biçimi ayrı tutan toplumcular, içeriği biçimden daha ön planda tutmuş ve politik düşüncelerini şiirlerinin temeli olarak görmüşlerdir. Toplumcu şairlerin tamamı şiirlerinde emperyalizm ve faşizme şiddetle karşı çıkmışlardır.3 Toplumcu kuşak o döneme dek oldukça önem verilen ölçüyü ve kafiyeyi bir kenara koymuş ve duru bir türkçe kullanarak bir bakıma Osmanlı’dan kalan izleri de silme gayreti göstermiştir.4 1940 toplumcularının en genç üyelerinden olan Damar özellikle biçim ve estetik bağlamda şiirini ayrıştırmıştır. “Dostlar! Günü geçirelim şikayet etmeden / Ne çıkar bahsetmeyelim / Ekmeğin az geldiğinden” (HARP TEBLİĞİNDEN UZAK, 1943). 1940 Toplumcu Kuşağı, Arif Damar’ın nitelendirdiği üzere konu bağlamında kendi kendilerine adı konulmamış bir sansür uygulaması içerisinde bulunmaktaydı.5 Aşk şiirleri bireysellik içerdiğinden konu edilememekteydi. Şiirin yegâne konusu kendilerini sorumlu hissettikleri halk ile ilişkili sorunlar olabilirdi. “Düşman bozguna uğratıldı arkadaş, / mısralarımda olsun uyan!..” (HİSSEN YOK BU AKŞAMDA SENİN, 1945). ‘Gurbet burcu’nu böyle bir şiir söylemi içerisinde geçiren Damar, o yıllarda ürün veren Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat’ı diğer toplumcu şairlere nazaran oldukça yakın bir ilgiyle takip etmekteydi. İçerik ve biçim yönünden oldukça farklı görünen bu iki şiir düşüncesinin yegâne ortak tarafları temelde şairaneliğe karşı çıkmalarından kaynaklanmakyatdı. 1945 yılında Sefer Aytekin, Enver Gökçe, İlhan Başgöz, Suat Taşer gibi isimlerle Ant Dergisi’ni çıkartmaya başlayan Arif Damar, şiirlerinde toplumsal sorunlara değinmekle birlikte toplumcu kuşaktan farklı olarak biçim ve estetik değerlerini de ön planda tutmuştur. “Anadolu’yu sevmek cesaret ister, / adım başında yoksulluk, / adım başında keder / Ve kelepçe / Adım başında...” (BİR YOLCULUK, 1946).
14 Mayıs 1950 seçimlerini Demokrat Parti’nin kazanması ile başlayan süreçte gerçekleşen siyasal değişim gerek kentsel gerekse kırsal kesimde önemli etkiler meydana getirmiştir. 1950-1960 döneminde politik baskılar neticesinde toplumcu edebiyatın savunucuları farklı yollar izlemek zorunda bırakılmışlardır. 1951 tarihli ‘Dayanılmaz’ isimli şiirinin ardından Damar, o yılın Aralık ayında tutuklanmış ve yaklaşık 2 sene cezaevinde tutuklu kalmıştır. “Tehlikededir gözbebeklerimiz / Adana’nın pamuğunu yabancılar işliyor / dokuma tezgahları tehlikededir. / İzmir’in üzümü, fındığı Giresun’un / Samsun’un tütünü tehlikededir. / Kapanıyor fabrikalar birer birer / varımız yoğumuz tehlikededir.” (DAYANILMAZ, 1951). 1950’li yılların ilk yarısını zorunlu olarak ‘sessizlik’ içerisinde geçirmek zorunda kalan ve şiirlerinin yüksek sesi durgunlaşmaya başlayan toplumcu şairler, 1960’lara doğru, belki de siyasal rejimin yarattığı ortam sonucu Fransız Şiiri’nin etkilerinin gözlendiği II. Yeni Akımı’na tanık olmuşlardır. Arif Damar, toplumsal sorunlardan ziyade bireyi konu edinen, imgeyi ön plana çıkartan II. Yeni Akımı’nı batı toplumlarındaki Dada hareketi ve gerçeküstücülükten bir ‘aktarma’ olduğunu savunmuş ve batıdaki şiirin iktidara kafa tutmakta olmasına karşın Türkiye’deki benzerinin ‘boyun eğen’ bir şiir olduğunu iddia etmiştir. Kimi Toplumcu şairlerin II. Yeni için ‘Demokrat Parti şiiridir’ söylemine kısmen katılan Damar bu yeni şiir düşüncesine diğer arkadaşlarının aksine tamamen kapılarını kapatmamıştır.6
Damara, 1956 senesinde Arif Barikat adıyla yayınladığı oldukça gecikmiş ilk şiir kitabının yaklaşık 5 ay sonra toplatılmasına müteakip şiirdeki arayışına ‘İstanbul Bulutu’ isimli kitabı ile devam etmiştir. Bu kitabı ile 1958’de Yeditepe Şiir Armağanı’nı Cemal Süreya’nın Üvercinka’sı ile paylaşan Arif Damar, poetikasına da farklı bir yön vermeye başlamıştır. Kimi toplumcu çevrelerce kendisine yöneltilen eleştirileri ileriki bir tarihte gerçekleştirdiği söyleşide, ‘... çok güzel bir ülkemiz var. Hapishanesi bile... Öyle bir şiir dili bulayım ki benim şiirim mahkemeye verildiği anda savunabileyim. Tabii, bu estetik değeri önde tutan bir şiir olacaktır’ ifadesiyle cevaplamıştır.7 “Biz çok / Biz hep / Böyle erken böyle erken / Kolay değil gün ışığı / Elimize dokunmadan // Biz hep / Biz çok / Geç vakitler geç vakitler / Kolay değil gel de dayan / Kolay değil gel de dayan” (“ANNA FRANK’IN HATIRA DEFTERİ” GİBİ, 1958). İstanbul Bulutu ile Damar, biçim araştırmalarının anlamla birarada yürütülebileceğini düşünmüş ve toplumcu sanatçıların ele almaya çekindiği konuları ele almaya başlamıştır.8 İstanbul Bulutu’nda yer alan ‘Enikonu’ isimli şiiri bir bakıma Damar’ın poetikasındaki değişimin habercisi niteliğindedir. “Pencereye pencere hey pencere derim ne gücenir ne eder / Sokağa sokak hey sokak derim o da öyle / Gün geçer hey gün geçen gün derim güle güle / Daralır enikonu // Aklım var düşünürüm iyi kötü / Basıp giderken çamaşır iplerinden ikindi güneşleri / girin bakın / evinizi serin tuttum / çocukları güleryüzlü” (ENİKONU, 1958).
1959 yılında yayınladığı ‘Kedi Aklı’ isimli kitabı ile Damar yalnızlık, sıkıntı, gündelik hayat gibi konuların yanında bireysel gözlemlerini de imgenin ön planda bulunduğu bir dil ile aktarmayı yeğlemiştir. Yayınladığı kitaplar bağlamında belki de en çizgi dışı duran ‘Kedi Aklı’nda II. Yeni şiiri ile alışverişte bulunmasına rağmen mısralarında mantıksal ilintisi olmayan, tamamen kapalı anlama sahip imgelere rastlanmamaktadır. “Üç direkli bir gemiyim Van gölünde / Yelkenim martılardan ak / Var ötesini sen düşün” (AK, 1959). Damar’ın şiir dilindeki belirgin değişiklik, 13 sene ara ile yazmış olduğu Gelibolu konulu iki şiir ile açık bir şekilde ortaya konulmaktadır. “Gel beraber / Doğduğum köye gidelim. // Handan atları aldık, / ne kadar hızlı sürsek / daha bir hayli vakit / Gelibolu omzumuzda duracaktır.” (GEZİ KONUŞMASI, 1946). “Bize bildik çarşı panayır iskele balıkçı kayıkları / Kaydı, ağ kürek motor akıntı açıklarda / Dillerini yadırgadık çektik saçlarından kovaladık evlerine / Kovaladık sarı çizgiler gibi bize bildik akşam vakitlerinde” (KARŞIDA ÇARDAK LAPSEKİ, 1959).
27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi sonucunda şiir ve edebiyat yavaş yavaş okuyucusu ile arasına zoraki bir perde çekmeye zorlanmıştır. 1961 anayasasının 141. ve 142. maddeleri ile edebiyat toplumdan ayrışmaya başlamakla birlikte toplumcu kuşağın bir çok ismi bu baskıcı dönemde politik sorumluluk ve eylem ile edebiyatı ayrı tutmak zorunda kalmıştır.9 1962 yılında yayınlanan ‘Saat Sekizi Geç Vurdu’ isimli kitabında bireysel dili devam ettiren Damar daha çok anılarını ve ailesini konu edindiği 1966 tarihli ‘Alıcı Kuş’ta, ‘Kedi Aklı’ndaki nisbeten kapalı dilini yumuşatma eğilimindedir. “Yirmiyedi yaşımdan üç uzun mevsim / Tüm yirmisekizim / Güz ayları yirmidokuzumdan / Gecede demirlerin arkasında / Bir yitiyor bir görünüyoruz / Sanki bir gidene sesleniyorum / -Kardeşim kardeşim kardeşim / Taştan demirden de geçiyor zaman” (KONUŞMA, 1964). 1965 tarihinde Nâzım Hikmet’in 1936’dan beri basılmaları yasaklanmış kitaplarının birbiri ardına yayınlanmaya başlaması ve 1960 askeri müdahalesinin sebep olduğu sisyasi istikrarsızlık, Ataol Behramoğlu, Süreyya Berfe, Özkan Mert gibi yeni kuşak toplumcularının şiirlerinin beslenmesine etken olmuştur. Arif Damar ileriki bir tarihte gerçekleştirmiş olduğu söyleşide bu isimleri 1940 toplumcularının bir devamı olarak algılamadığını belirtmiştir.10
12 Mart 1970 muhtırası, içerik olarak Türk Şiiri’ni etkileyen bir başka kritik müdahaledir. 70’li yılların genç toplumcu kuşağının ürettiği şiir bir direniş şiiri olduğundan kimi edebiyat çevreleri tarafından 1940’lı yılların siyasi atmosferi ile bağlantılar kurulmuştur.11 1970’li yılların dağınık siyasi ortamında kendisini nisbeten geri planda tutan ve kendi kurmuş olduğu Yeryüzü Kitabevi’ne yoğunlaşan Damar, 1975 tarihli Seslerin Ayak Sesleri isimli kitabını daha çok sosyalizm ve Anadolu temaları üzerinde yapılandırmıştır. “Bizim Anadolu’muz var ya / Erzurum Yaylası Palandökenler / Ağrı Çukurova’mız / Aklıma düşünce öyle bir seviniyor öyle bir seviniyorum ki / Bizim çetin halkımız / Çanakkale Kurtuluş Savaşı’mız / Şeyh Bedrettin Pir Sultan Nâzım Hikmet / Aklıma düşünce öyle bir seviniyor öyle bir seviniyorum ki /Kızılırmak Yeşilırmak Dicle Fırat / Bütün öteki akarsular / Hep birlikte akıyorlar akıyorlar, akıyorlar / Aklıma düşünce öyle bir seviniyor öyle bir seviniyorum ki (FERHAT’IN KAZMASI DÜŞMEZ ELİNDEN, 1975). Yine bu kitapta yer alan 1974 tarihli ‘Bir Günün Geciken Açıklanması’ isimli şiirde, ‘Ayak Sesleri’nde olduğu gibi Nâzım Hikmet’in şiirsel dili yeniden izlerini hissettirmektedir.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin sanat ve edebiyattaki etkileri önceki müdahelelerle karşılaştırıldığında çok daha yıpratıcı yaşanmıştır. Kendi deyimiyle yaşadığı çağa tanık olmak yerine sanık olmayı tercih ettiğini belirten Damar, 1984 yazını Bozcaada Tutukevi’nde geçirmiştir. “Gözü arkada kalmaz devrimcinin / Bilir ki / Ölüm yok ki” (ÖLÜM YOK Kİ, 1981). “SUSMAZ Kİ KAN / DÖKÜLEN KAN / ONURUMUZ / DÖKÜLEN KAN // SUSMAZ Kİ KAN / DÖKÜLEN KAN / YÜCE EKMEK / DÖKÜLEN KAN” (ORDA VE HER YERDE, 1981). Bozcaada’daki tutukluluk döneminin ardından şiir dilinde, 1951’deki ‘Dayanılmaz’ sonrası döneme benzer bir yumuşama içerisine giren Damar aynı yıl gerçekleştirdiği bir söyleşide ‘Bana bağlanan büyük umutları gerçekleştiremedim ben’ özeleştirisinde bulunmuştur.12 1945 yılında ‘Hissen Yok Bu Akşamda’ isimli şiirinde şiir yazmayı savaş kazanmak ile özdeşleştiren Damar, 1988’de yayınlanan ‘Yoksulduk Dünyayı Sevdik’ isimli kitabında bulunan ‘Ozan’da oldukça dingin bir dil kullanmıştır. “Denize bakmak / Bir şiiri bitirmekten güzeldi / Denize bakıyor balkondan” (OZAN, 1988).
Arif Damar’ın 1990’lı yıllardaki yegâne şiir kitabı ‘Onarırken Kendini’, genel kurgu bağlamında yaşamış olduğu anılar ve yaşama dair gözlemleri üzerine kurulmuştur. Bir bakıma zamana karşı barikat kuran Damar diğer tarafta geçmişte aynı düşünceleri paylaştığı bir çok yakın dostunun ölümüne tanık olmuş ve yaşadığı acılar sürekli yenilenmiştir. 1940 toplumcularının Türk Şiiri’nin sonraki gelişiminde öncü ve sürükleyici olamadıklarını dile getiren Damar’ın ‘Yanılgı’ isimli şiiri kendi yargısına koşut bir anlam içermektedir.13 “Birlikte öleceğimizi düşünürmüşüm meğer / Eski arkadaşlarımla / Birlikte kavgaya katıldığımız / Şiirler şarkılarla” (YANILGI, 1988).
Şair olma vasfının sürekli bir arayış ve deneme içerisinde bulunma halini gerektirdiğine inanan Damar’ın ‘Aynanın Önünde’ isimli şiiri onun hikmet burcuna işaret etmektedir. “Dalıp dalıp gidiyorum / Zaman zaman / Her şey bıraktığım gibi uzaktan / Bu uzun yaşam boyu hep böyle / Eksiği yok orada hiçbir şeyin / İşte her şey yerli yerinde / Kapımızda penceremizde / Aynanın önünde” (AYNANIN ÖNÜNDE, 2000). 2000’li yıllardaki şiirlerinde Damar, poetik düşüncesine yönelik yeni açılımlarda bulunmaktadır. 1950’lerde acıya karşı direnmek için kurduğu ‘barikat’ı bu sefer zamana karşı kurmaktadır. Tanık olduğu tüm acılara rağmen yüreğindeki umut, Damar’ın deyimiyle gece gündüz kendisini uyutmamaktadır. Damar’ın 2007 tarihli son kitabında peşpeşe yeralan ve 65 sene arayla yazılmış iki şiir birbirlerini bütünler niteliktedir. 1940’ın genç şairi aşkı naif bir dille betimlerken, 2005’de hümor ön planda bulunmaktadır. “Gözlerin ne güzel / Ya saçların / Serçe kanadının altı kadar / Sıcak bakışların // Ve küçücük eller / Gözlerin ne güzel” (GÖZLERİN, 1940). “Diyelim bir sevgilim var / Van’da / Hadi bir de / Ardahan’da // N’olacak o zaman // Van / Ardahan // Git gel / Git gel / Git gel” (GIRGIR, 2005). 14
Çağdaş Türk Şiiri’nin yaşayan nadir tanıklarından olan Arif Damar aynı zamanda şiir uğruna sanık konumunda da bulunmuştur. Yaklaşık 70 yıldır ürün veren Damar, şiiri durağan bir söylem yerine aktif ve sürekli devinen bir eylem olarak görmektedir. 1940 Toplumcu kuşak içerisinde gösterilmekle birlikte, kendisine toplumsal düşünce ve estetik değerlerin arakesitinde 50’li yıllardan bu yana yer edinmiştir. 2008 yılını Kırmızı Yayınları’ndan çıkan toplu şiir kitabı ‘Yoksulduk Dünyayı Sevdik’ ile Hayal Yayınları’ndan çıkan çeşitli yazı ve söyleşilerinden derleme ‘Edebiyat Yazıları’ ile kucaklayan Damar’la nice nice yıllara...
Ozan ÖZTEPE
KAYNAKLAR
1. DAMAR, A., 2007. Edebiyat Yazıları, Hayal Yayınları, Ankara, s:219.
2. A.g.e., s:219.
3. GÜNDOĞDU, C., 2005. Arif Damar ile söyleşi, Varlık Dergisi, sayı:1179, s:51
4. DAMAR, A., 2007. Edebiyat Yazıları, Hayal Yayınları, Ankara, s:49.
5. A.g.e., s:257.
6. A.g.e., s:214.
7. A.g.e., s:251.
8. DAMAR, A., 1984. Konuşma, Yazko Edebiyat Dergisi, sayı:39-40, s:94
9. DAMAR, A., 2007. Edebiyat Yazıları, Hayal Yayınları, Ankara, s:186.
10. A.g.e., s:215.
11. ALTINKAYNAK, H., 2003. Çağdaş Türk Şiiri, Toroslu Kitaplığı, İstanbul, s:128.
12. DAMAR, A., 2007. Edebiyat Yazıları, Hayal Yayınları, Ankara, s:203.
13. A.g.e., s:196.
14. DAMAR, A., 2007. Yoksulduk Dünyayı Sevdik, Kırmızı Yayınları, İstanbul, s:436.